Mo, 27.Mär.2017 - 12:03
Bilim Kitaplari

Homo Deus - Yarının Kısa Bir Tarihi

Yuval Noah Harari
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabıyla insan türünün dünyaya nasıl egemen olduğunu anlatan Harari, Homo Deus’ta çarpıcı öngörüleriyle yarınımızı ele alıyor. İnsanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu bilim, tarih ve felsefe ışığında incelediği bu çalışmasında, insanın bambaşka bir türe, Homo deus’a evrildiği bir gelecek kurguluyor. Yola “önemsiz bir hayvan” olarak çıkan Homo sapiens, tanrılar katına ulaşmak uğruna kendi sonunu mu hazırlıyor? Homo sapiens nasıl oldu da evrenin insan türünün etrafında döndüğünü iddia eden hümanist öğretiye inandı? Bu öğreti gündelik yaşantımızı, sanatımızı ve en gizli tutkularımızı nasıl şekillendiriyor? İnsanı inekler, tavuklar, şempanzeler ve bilgisayar programlarının tümünden ayıran yüksek zekası ve kudreti dışında herhangi bir alametifarikası var mı? Tarih boyunca benzeri görülmemiş kazanımlar elde etmemize rağmen mutluluk seviyemizde neden kayda değer bir artış olmadı? “Tüm bunları anlamak için tek yapmamız gereken geriye dönüp bakmak ve Homo sapiens’in aslında ne olduğunu, hümanizmin nasıl dünyaya hakim bir din hâline geldiğini ve hümanizm rüyasını gerçekleştirmeye çalışmanın aslında neden insanlığın kendi sonunu getireceğini incelemektir. İşte bu kitabın temel meselesi budur.” “Okurken hem eğlenecek hem de çok şaşıracaksınız. Her şeyin ötesinde, kendinizi daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünürken bulacaksınız.” DANIEL KAHNEMAN, Hızlı ve Yavaş Düşünme’nin yazarı “Homo Deus’u okuduğunuzda uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından vardığınız bir uçurumun kenarında durduğunuzu hissedeceksiniz. Yolculuğun artık bir önemi kalmayacak, çünkü bir sonraki adımınızı engin bir boşluğa atacaksınız.” DAVID RUNCIMAN, The Guardian (456 Sayfa) www.turkkitap.de / Arka Kapak Yazisi. 
Yayın evi: Kolektif Kitap
17,90 €
20,90 €
15 % daha ucuz

Weitere Informationen

HÜRRIYET GAZETESININ YAZAR YUVAL NOAH HARARI ILE YAPTIGI RÖPORTAJDAN: Dünyayı sarsan bir önceki kitabınız ‘Sapiens’te, ‘Doğu Afrika’dan çıkan ‘önemsiz bir maymun’un binlerce yıllık hikâyesini anlattığınızı söylemiştiniz. Yeni kitabınızda bambaşka bir kahraman var: Homo Deus. Kim bu Homo Deus? - Homo Deus biraz fantezi biraz gerçek. O bizim, ilahi güçlere sahip olabilme fantezimiz. Sadece fiziki dünyayı şekillendirme değil, yaşamın kendisine yön verebilme fantezimiz… Hayvanlara, kendimize, vücudumuza, beynimize söz geçirebilme fantezimiz… Peki gerçek olan ne Homo Deus’ta? - Gelişen kabiliyetlerimiz… Binlerce yıl boyunca dışımızdaki dünyayı kontrol etmeye çalıştık. 21’inci yüzyıl içimize döndüğümüz dönem olacak. Hayatı yeniden tasarlayacak biyolojik bilgiye ve teknik donanıma sahip olacağız. Bu anlamda ilahlaşacağız. Artık bilimkurgunun konusu değil bunlar. Ama ortada bir sorun var. Bu gücümüzün ne tür sonuçlar üreteceği konusunda en ufak bir fikrimiz yok.         Önümüzü görmüyor muyuz yani? - Şu an sadece naif ideallerimiz var; bir çeşit cennet yaratacağımızı, orada mutlu mesut yaşayıp gideceğimizi düşlüyoruz… Mümkün olsa bile bu çok çok küçük bir gruba hitap edecek. İnsanlığın tamamına değil. Yani elitlere ütopya, kalanına distopya mı var gelecekte? - Evet, çok küçük bir elit grup için ütopya… Geriye kalan insanların tümü, hayvanlar ve ekosistem ise sıkıntıya düşecek. Bu sıkıntıların ne olduğuna gireceğiz ama önce sitayişle bahsettiğiniz bir başarıyı sorayım size; insanlığın üç büyük belayı, savaşları, kıtlıkları ve salgınları başarıyla defettiğini yazıyorsunuz. Bugünkü dünyaya baktığımda pek inanasım gelmiyor doğrusu. - Bu bir perspektif meselesi, nereden baktığınıza bağlı. Sonuçta ben de Ortadoğu’da, İsrail’de yaşıyorum ve önemli oranlarda şiddetin ve savaşların dünyaya hâlâ hüküm sürdüğünün farkındayım. Suriye’de insanlar açlıktan ölüyor; Batı Afrika’da Ebola salgını, Sahraaltı’nda AIDS var.     Tam da bunu söylüyordum ben de. - Evet, tamamen bitiremedik bu problemleri. Ama kontrol edilebilir bir hale soktuk. Başarı orada. İnsanlık artık bir mucize beklemeden kendi kendine yetebilir. İşte bakın, tarihimizde ilk defa çok yemekten ölen insanların oranı az yemekten ölenlerin oranını geçti. Şeker hastalığı, terörizmden daha çok can alıyor. İnsanlar artık veba, kolera salgınlarından ziyade yaşlanarak ölüyor. İntihar ederek hayatını kaybedenlerin sayısı, savaşlarda ve şiddete maruz kalarak ölenlerden fazla. Kıtlık belli bölgelerde yine var ama doğal sebepler yüzünden değil. Nedir peki doğal olmayan sebepler? - Siyasi kıtlık var artık… Tanım belli: Yeterli suyunuz ve buğdayınız yoksa, başka yerden de getiremiyorsanız, bu ‘doğal’ kıtlıktır. Ama bugün Anadolu’da bir kıtlık yaşansa, gerekli yiyecekleri Avustralya’dan bile getirebiliriz. Çünkü hem yeterli yiyecek üretiliyor hem de nakliye ucuzladı. Ama Suriye’de, Kuzey Kore’de, Sudan’da insanların açlıktan veya kötü beslenmeden ölmesi, siyasetçilerin böyle istemesi yüzünden. Kuzey Kore’deki 1990’larda yaşanan kuraklık ve kıtlık sırasında Güney Kore’den ve Çin’den pirinç getirmenin önünde hiçbir engel yoktu; getirilmedi. Yüz binlerce insan bu yüzden öldü. Peki, bu üç belayı önemli ölçüde yendiğimizi düşünelim; gelecekte düşmanlarımız var mı? - Kısa vadede mi, uzun vadede mi? İkisini de duymak isterim. - Şu an yaşadığımız sıkıntılar, Soğuk Savaş sonrasında, hem barışın sigortası olan hem de ekonomik ve teknolojik gelişmeleri sağlayan düzenin yavaş yavaş çözülmesi yüzünden. ABD’de Trump’ın çıkışı, İngiltere’de Avrupa Birliği karşıtlarının kazanması, Rusya’nın yükselişi… Kısa vadede, geçen on yıllarda kazanılanlar kaybedilecek. Şiddet artacak. Uzun vadede iklim değişikliği ve teknolojik karmaşayla uğraşacağız. Bu cevapla yeniden Homo Deus’un sularına girdik sanırım. - Evet. Yapay zekânın yükselişi uzun vadede dev bir eşitsizlik yaratacak. Milyonlarca hatta milyarlarca insanın işsiz kalmasına neden olacak. Yeni teknolojileri kontrol eden elit bir grubu öne çıkararak insanlığın geri kalanını güçsüz kılacak. Bu birinci tehlike. İkincisi, biz biyoteknoloji ve biyomühendislik yardımıyla bedenlerimizi ve beyinlerimizi değiştirirken ortaya çıkacak. Dışımızdaki dünyayı değiştirirken ekosistemi mahvettik. Kendimizi değiştirirken de zihinsel sistemimize büyük zarar verebiliriz. Çünkü elimizdeki teknolojinin ne gibi sonuçlar üretebileceğini bilmiyoruz. Kötü sonuçlanmak zorunda değil ama… - Sosyal medya ve bilgisayarlarla yaşadıklarımızı düşünün. Şu anda bunların yeni neslin zihinsel yapısını nasıl etkileyeceğini kimse bilmiyor. Facebook’a doğan çocuklar nasıl iletişim kuracak, sosyal becerileri nasıl gelişecek? Bugün milyarlarca insanın katıldığı dev bir deney yaşanıyor. İzliyoruz. Bir önceki kitabınızda, ‘Homo Sapiens’in işbirliğini öğrenerek, rakiplerini elediğini yazmıştınız. Belki bu deney de bir başka tür işbirliğidir? - Olabilir. Bu deney kötü sonuçlanmak zorunda değil. Ama şunu da unutmamalı. 10 bin yıl önceki Tarım Devrimi de iyi bir fikir gibi görünüyordu. Stokta daha fazla yemek, şehirler kurma fırsatı, ticaret imkânları…
Bu ürünü alanlar başka neler almışlar?
 
Değerlendirme
Yorum bulunmamaktadır: Yorum yazınız!